Aletli Pilates’te Yaz Kampanyası
26 Nisan 2012
Egzersiz Ve Cildimiz
07 Mayıs 2012
Hepsini göster

Dünyanın En İyi Egzersizi Hangisidir?

Selam!

Sanırım yazı başlığının ardından giriş kelimemizin  Pilates olacağını tahmin ediyorsunuzdur :)  Ne de olsa bizler bir pilates stüdyosunun sahipleriyiz ve işimiz de pilates eğitmenliği. Bu sebepten herhalde bu soruya cevabımız ve  haftalık yazımızın konusu; pilatesin dünya üzerindeki gelmiş geçmiş en iyi egzersiz türü olduğunu anlatıyor olacaktır, ama öyle mi acaba gerçekten??

Cevap veriyorum “Hayır”  :)))

Geçtiğimiz günlerde stüdyomuza yeni kayıt olan bir üyemiz bize gelmeden önce bilgi almak için gittiği bir kurumda kendisine “ne yapacaksın pilatesi, iyi bir egzersiz değil ki, sen en iyisi powerplate yap bak bu kesinlikle çok güzel” şeklinde bir öneride bulunulması üzerine durumu hiç samimi bulmayıp oraya kayıt yaptırmaktan vazgeçmiş. Aynı stüdyoda hem  pilates hem powetplate seansları uygulanmasına rağmen neden böyle bir cevap aldığına anlam veremeyen üyemizle aramızda geçen bu konuşma üzerine, zaten epeydir aklımı kurcalayan ve beni rahatsız eden bu konuyla ilgili bir şeyler yazma ihtiyacı duydum. Yani bu haftanın konusunu bize ilham veren o hiç tanımadığımız powerplate eğitmenine borçluyuz biraz da :))

Öncelikle pilatesin tam olarak ne olduğundan biraz bahsedelim. Pilates bir spor branşı değil, bir egzersiz türüdür, bunun ayrımını net bir şekilde yapalım derim. Çünkü bazı kişiler bunu bilmiyorlar. Pilates doğal olarak kendisine yakın kulvarda bulunan ya da  hiç alakası olmayan diğer egzersiz türleri ile arasında sürekli karşılaştırmalar yapılan ve rekabete sürüklenen bir konumdadır. Bir dahi olduğunu düşündüğüm Joseph Pilates‘in bugün yaşasaydı şaşıracağı ve belki de hiç hoşlanmayacağından emin olduğum kadar popüler ve amacından sapmış bir hale gelmeye başlayan pilates, tüm benzeri egzersiz türleri gibi ciddi bir patlayış, yaygınlaşma ve tüketilme evrelerinden geçecektir şüphesiz. Hatta geçmeye başladı bile…Hem bu işi meslek olarak yapanların gelişmeye ve kalıcı olmaya yönelik değil de, kısa vadede çok paralar kazanmaya yönelik rekabet anlayışları, hem de bu egzersizleri uygulamaya karar veren insanların egzersiz yapma mantığını hayatlarına geçirmek konusundaki yetersiz kalan bakış açıları bu duruma zemin hazırlıyor bence.

Son dönemde dünya üzerinde ve ülkemizde bizler gibi düşünenler olduğu kadar, egzersiz biçimleri arasında rekabet yaratıp birinin ötekinden daha iyi olduğunu savunan eğitmenler de oldukça fazla. Aslında bu tarz rekabetçi yaklaşımlar sadece bizim alanımızda değil her türlü meslekte var ve bunun önüne geçmek mümkün değil. Ancak bu  konuda biraz daha bilgi sahibi olabilir ve daha objektif bir anlayış geliştirebiliriz diye düşünüyorum. Bu doğrultuda egzersize bakış açımızı ve egzersiz yapma-yaptırma mantığımızı biraz gözden geçirebiliriz isterseniz;

Küçüklüğümden beri bedensel aktivitelerin içinde olmamdan dolayı ve belki de dans kökenli oluşumun da etkisiyle yeryüzünde insan bedeni için bulunmuş her türlü egzersize büyük bir saygı duyuyorum. Üyelerimizle yaptığımız sohbetlerde hep söylediğim bir şey var ki o da şu; Beden çok kutsal ve mucizevi bir makine bence ve ona iyi bakmak zorundayız. Master  Trainer’ım Judy  Orlandella-Ataman‘ın katıldığım eğitimleri esnasında söylediği bir sözünü hep hatırlarım;”BEDEN RUHUN ARABASIDIR” derdi… Bu çok doğru çünkü doğduğumuz andan itibaren ölünceye kadar bizimle birlikte ve sonuna dek ona ihtiyacımız var.

İnsan durmaya ve hareketsizliğe tasarlanmış bir varlık değil, çok eski çağlardan bu yana koşmaya, yürümeye, tırmanmaya, avlanmaya, kendini korumak, hayatta kalmak ve daha pek çok şey için savaş vermeye, kısacası hareket etmeye programlı bir varlık. Bu, insanoğlunun zaman içinde istemeyerek de olsa kaybetmeye başladığı bir özellik çünkü ilerleyen teknoloji ve aslında insanın “rahatı” için icat edilmiş birçok araç onu günden güne hareketsizliğe doğru itmekte.

Çok basit düşünürsek asansöre biniyoruz,arabamızla yolculuk ediyoruz,yürüyen merdivenden tutun da hayatımızı kolaylaştıran pek çok teknolojik ürünle iç içe yaşıyoruz. Bu, büyük şehirde yaşamanın doğal sonuçlarından biri bunu kabul ediyorum ama, yine de bir düşünün, artık internet ile alışveriş yapıyoruz veya fatura ödüyoruz, eve yemek sipariş ediyoruz, aslında çoğu zaman tüm bunları bırakın sinemaya bile gitmeden evde internet üzerinden film seyrediyoruz. Genel anlamda pek bir şey ifade etmese de, bu durum aslında günden güne çok ciddi bir hareketsizliğe doğru tehlikeli bir şekilde sürüklendiğimizin göstergesi.

Çocukluğumuzu düşünün,aranızdan benim gibi 1980 lerde çocuk olan herkes ve daha öncesinde çocuk olanlar bu söylediklerime daha bir aşina olacaklardır. Mesela çocuk oyunlarını hatırlayın,istop,yakantop,kızlar için lastik atlamak (ki bu ne kadar faydalı ve kasları güçlendiren bir oyundu,) erkekler için futbol ve daha pek çok aklıma gelmeyen oyun, hepsi sabahtan akşama enerjimizi yoğun şekilde  atabildiğimiz oyunlardı.  Bizler alnından terler aka aka komşu çocuklarıyla birlikte kapıya dikilip “anneeee suuu” diye nefes nefese koşturan, iki dakika yerimizde rahat duramayan, sürekli hareket eden  bir jenerasyonduk. Şimdiki çocuklara bakınca eminim ki hepiniz üzülüyorsunuzdur. Bırakın bu dönemin hareketsiz yaşam süren yetişkinlerini, bizim kadar şanslı olmayan ve hayatlarının en başından itibaren hareketsiz bir yaşama kilitlenmiş çocukların ileride yetişkin oldukları dönemde yaşayacakları sağlık problemlerini bir düşünün. Onların durumu bizden de kötü, bir sıfır yenik başlıyorlar. Beslenme alışkanlıklarından sözetmiyorum bile…Yeni nesilden büyük çoğunluk şimdiden aileleriyle birlikte alışveriş merkezlerinde vakit geçirmeye ve evlerinde bilgisayar başında oyun oynamaya yönelik bir yaşama doğru itilmekteler. Özel okullarda bir takım sportif aktivitelere katılan çocuklar bir derece daha iyi durumdalar belki, ama bence o bile yeterli değil.

Eğitimler için gittiğim bazı ülkelerde bizzat şahit olduğum bir şey var ki o da, insanlar egzersizin önemini bizim ülkemizdekilerden daha iyi biliyorlar bu anlattıklarımın farkına varmış durumdalar. Herkes parklarda yürüyüş yapıyor koşuyor ya da pek çok egzersizi deniyor kombine egzersiz programlarına giriyorlar. Yani hem kardio egzersizler hem kas ve iskelet sistemini güçlendiren egzersizler yaparak kendileri için en doğru programı oluşturuyorlar. Bu bakış açısının burada da yerleşmesi ve yeni türler denemek, tek tip egzersize yönelmemek en doğrusu diye düşünüyorum.

Gündelik işlerimizi çok kolay yaptığımız, bilgisayar başından kalkmadığımız şu teknoloji çağında artık bel-boyun  problemleri, kalp ve damar hastalıkları, dolaşım bozuklukları ya da obezite gibi rahatsızlıkların çok fazla arttığını düşünüyorum. Doktor değilim ve çok derinlemesine yorum yapma hakkını kendimde bulmuyorum ama bir takım genetik ve virütik hastalıkların haricinde bazı hastalıkların da içinde yaşanan çağa ve şartlara göre değişim gösterdiklerini hatta arttıklarını düşünüyorum. Küçük yaşlardan itibaren egzersizin ve spor yapmanın önemi konusunda bilinçlendirilmeye çok ihtiyacımız var.

Şimdi yukarıda uzun uzun anlattığım ve dert ettiğim konuları nereye bağlamak istediğime gelelim; Ben egzersizlerin, aslında bizi doğamıza döndürmek, kaybettiğimiz yaratılış özelliklerimizi geri kazanmak, hareketsizliğe bağlı her türlü postural ve hormonal problemlerimizi gidermek ve bir nevi özümüze geri dönmek için  tasarlandıklarını düşünüyorum. Bu bakış açısıyla yaklaştığımda bedeni güçlendiren,sağlıklı hale getiren tüm üzerinde düşünülmüş, zaman harcanmış ve beden sağlığı için uygulanmaya başlanmış egzersiz türleri kutsal ve önemli geliyor bana. Bu yüzden, egzersiz yapmak artık günümüzde hiç olmadığı kadar önemli, altın değerinde bir şey. Yani keşfedilmiş olan her egzersiz türüne saygı duymak lazım bence. Tüm bunların ışığında  bir egzersiz türünün diğeriyle kıyaslanmasını, birini seçmiş ve uygulamaya başlamış olan bir eğitmen ya da master’ın diğer branşa çamur atmaya kalkışmasını ya da yarıştırmasını son derece komik ve basit olarak nitelendiriyorum.

Tekrar ediyorum yeni egzersizler her daim olmalı ve bir diğerini denemeye açık olmalıyız ama, o daha iyidir bu kötüdür tartışmalarını biraz geride bırakmak lazım artık. Bana göre bu yaklaşım tamamen ticari ve amacın dışında bir bakış açısının göstergesi. Rakip olurum, daha çok vaatte bulunur, şu kadar sürede kilo verdiririm ya da inceltirim diyerek, diğerlerinden daha iyi pazarlarım, herkes (x) egzersiz türünün (y) egzersizden iyi olduğuna, hatta onun en iyisi olduğuna inanır ve sonrada türlü zorluklarla ve zaman harcanarak ortaya çıkarılmış, geliştirilmiş bu egzersiz sanatlarını dönemin trendi haline getirir, hızla tüketir ve kendimle birlikte o egzersizi de bitiririm. Hem de egzersizin asıl hedefini hiç açıklayamadan, insanlara aktaramadan…Olayın aktığı yön budur bence.

Peki ya böyle mi olmalı? Bunların tamamen kişiye özel seçimler olduğu gerçeğini kabul etsek nasıl olur? Herbirinin ne işe yaradığını anlatmak, aralarındaki farklardan bahsetmek ve seçimi kişiye bırakmak neden bu kadar zor anlamıyorum? Yoga’nın Pilatesten, Pilatesin Gyrotonic’den, Gyrotonic’in TRX’den, ya da Fitnnes’dan daha iyi ve doğru olduğunun kararını kim verdi? Ya da  bunlardan herhangi birinin diğerinden daha iyi olması gibi bir zorunluluk mu var? (bu arada tüm bu örnek olarak yazdığım egzersizlerin ortak hedefi aynı olmakla beraber izledikleri yol birbirinden çok farklıdır. Hepsinin ortak özelliği sağlıklı ve dinç bir bedene sahip olmaktır ancak hepsi birbirinden ciddi farklılıklarla ayrılırlar bunu önemle belirtmeliyim, zaten güzel olan da o fark ve çeşitliliktir bana göre)

Şunu merak ediyorum, tüm bunların birbirileri ile yarıştırılması şart mı ve herşeyin hızla tüketildiği bir çağda egzersiz yapmayı da mı bu şekilde tüketmeliyiz? Kim ne düşünürse düşünsün, ben insanların herşeyi denemelerini, herşeyden parça parça tatmalarını savunuyorum. Denensin ki, kişi kendisi için en uygun olanı seçsin, en sevdiği veya tarzına uygun egzersizlerle devam edebilme şansı olsun.

Eğer illa ki bir takım şeyler tartışma konusu olacaksa bunlar hangi egzersiz iyidir hangisi kötüdür, sizinki iyidir bizimki kötüdürden önce, bu egzersizlerin nasıl uygulandığıdır. Bence tüm bunlardan önce eğitmenlerin branşlarıyla ilgili ne kadar bilgi sahibi oldukları, aldıkları eğitimler tartışılmalıdır. Kişisel kanaatime göre bunlardan bile önemlisi, eğitmenin işine olan saygısı, verdiği önem, kendini geliştirme konusunda izlediği yollar çok önemlidir. İşte bunları, isteyen herkesle aylarca yıllarca tartışabilirim ama bunun ötesi boş bence. Çünkü ısrar ediyorum ki amatör veya profesyonel olarak bir spor dalıyla ilgilenmek ya da  egzersiz yapmak çok güzel ve önemli bir şey. Bunun ne olduğu, neyi seçtiğiniz çok da önemli değil. Ben herkesin kendine en uygun egzersizi bulup onu uygulamasını ve herşeyden önce yeniliklere açık olmasını öneriyorum. Bunu önerirken vücut yapıları, hayat tarzları, enerjileri, sağlık problemleri ve bunlar gibi pek çok etkeni  göz önünde bulundurmalarının da önemle altını çiziyorum. Herşeyi aynı anda yapmaya çalışmak yada maymun iştahlılıkla birinden diğerine geçmek değil tabi kasdettiğim, zaten tüm bu çeşitlilik aslında kişiye özel seçimler yapmak için fırsat da sunuyor insanlara bence.

Bu yüzden eğitmenleri boş tartışmalarla insanların kafasını karşıtırmaya değil de, kendi alanında kendilerini yetiştirmeye yönelik bir rekabet anlayışı geliştirmeye davet ediyorum. Sözün açıkçası herkesin kendi işine bakmasını ve kendiyle ilgilenmesini, kendi branşına odaklanmasını öneriyorum. İşte o zaman fark yaratabilirler….

Adı üzerinde bu bir seçim, tıpkı egzersiz yapmaya karar veren insanlar gibi eğitmen olmaya karar veren insanlar da kendilerine en uygun dalları seçmeliler bence bunu da sonuna kadar savunuyorum. Ama bazı eğitmenler gibi “en iyi egzersiz pilatestir, diğerleri işe yaramaz” deme haddini de  kendimde bulmuyorum :))) Bu “tiyatro iyidir bale kötüdür, basketbol harika bir spordur ama yüzme, ı-ıh sakın ha” demeye benziyor, son derece komik :))

Zamanında çok fazla egzersiz ve spor dalı ile ilgilendim ve içlerinde en bana uygun olanın pilates olduğunu keşfettiğimde dans hayatımı yeni noktalamıştım. Tüm yönleriyle bu egzersiz türünü öğrenmek ve öğretmek istedim. Danstan kalma bazı kronik sakatlıklarıma iyi gelmiş oluşu veya başka etkenler sayesinde pilatese yönelmem ve seçmem kendi doğal tercihim, ama insanın yeniliklere ayak uydurmasını ve diğer her tür egzesiz ile ilgilenmesini sağlıklı ve doğru buluyorum. İşte o zaman bir takım değerli ve özel egzersiz türleri trend olmaktan daha fazlasına ulaşacaklar kanımca. Yani yoga yoga olarak kalacak, pilates pilates ve diğer her tür egzersiz… Bu bakış açısı insanları moda yaklaşımlardan kurtarıp hayat biçimi yapacakları kendi egzersiz türlerini keşfetmeye ve denemeye itecek. Bence bu son derece hareketsiz yetişen yeni nesil için de çok önemli bir bakış açısıdır.

Bu hafta söyleyeceklerim bu kadardır :) Klasik veda cümlemle yazımı bitirir herkese iyi bir hafta dilerim.
Hayata ve yaptığınız egzersiz her ne ise ona Focus’lanın  :)))

Şirvan Denizci

 

YASAL UYARI: Bu sitede kullanılan yazılı ve görsel materyallerin izinsiz kullanılması ve kopyalanması yasaktır.
İzinsiz kullanımı halinde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına istinaden suç duyurusunda bulunulacaktır.

4 Comments

  1. LEYLA BAHTİYAR dedi ki:

    Sevgili Şirvan,
    Çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş, teşekkür ederim:)
    Ben de insanların, sunulan egzersizlerden kendileri için uygun gördükleri ne varsa hepsini ve hatta aynı egzersiz dalında farklı eğitmenleri deneyerek, ( dinleyerek değil, deneyerek diyorum, çünkü bu çok önemli ) kararlarını verme düşüncesindeyim. Bugün pilatesi çok seviyor olabilirim ama belki bir kaç ay sonra bedenim beni zumba ve yogaya yönlendirir:)____
    Egzersiz yapanlar bilinçli, araştırmacı ve yeniliklere açık olurlarsa, eğitmenler de ellerindekini sunma kurnazlığından otomatikman arınacaklardır…
    Kulağınız bedeninizde, gözünüz yeniliklerde, önceliğiniz sporda olsun…
    Sevgilerimle:)

  2. handan büyüküstün dedi ki:

    sizi ve pilatesi özledimmm…..ve öptüm sizi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir