Çalışanlar İçin Sabah Erken Saatlerde Pilates Dersleri
12 Nisan 2012
Duyurular Hatırlatmalar
16 Nisan 2012
Hepsini göster

Sempatik Ve Başarılı Oyuncu İle Röportaj

 

Merhaba,

Bu hafta ‘’Öyle Bir Geçer Zaman Ki’’ adlı TV dizisinin sevilen karakterlerinden Ayten’i canlandıran Dila Akbaş ile yaptığımız keyifli sohbeti sizlerle paylaşmak istiyoruz. Kara İnci ve Genco adlı dizilerden de anımsayacağınız Dila Akbaş, stüdyomuzun en sempatik ve en sevilen üyelerinden biri. Kendisi bizi kırmayarak pilates bloğumuzda bu haftanın konuğu olmayı kabul etti. Yoğun çalışma temposuna rağmen çok disiplinli bir şekilde pilates derslerine devam eden ve aksatmayan Dila’nın en çalışkan üyelerimizden biri olduğunu da söylemeden geçemeyeceğiz :)) Kendisini çok seviyoruz ve bu güzel röportaj için de tekrardan teşekkür ediyoruz :)

 

Dila Akbaş

Focus Studio: Aslında birçok kişi seni çok yakından tanıyor, ancak sen bize kendinden biraz bahsedebilir misin yine de?

Dila Akbaş:Evet popüler bir dizide rol aldığım için insanlar daha aşina artık bana. Kısa bir özgeçmiş vereyim o zaman, 1985 yılında İstanbul’da doğdum ve burada büyüdüm. Son 4 senedir meslek olarak oyunculuk yapıyorum ama aslında lisans eğitimim hukuk üzerine. Hukuk fakültesinde okurken de aklım hep oyunculuktaydı ve okulun yanı sıra hatta belki daha fazla tiyatroyla ilgilendim, çeşitli kurslara workshoplara katıldım, özel tiyatrolarda ve televizyon sektöründe çalıştım. Okulu bitirip alnımın akıyla mezun olduktan sonra 1 sene zorunlu avukatlık stajımı da bitirip avukat olmak istemediğime karar verdim ve tamamen oyunculuğa yöneldim. Bugüne kadar 30’a yakın reklamda, 1 sinema filminde ( Av Mevsimi ) ve sizin de belirttiğiniz birkaç dizide rol aldım. 2010 yılında evlendim yuvamı kurdum. 2 sezondur da Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinde Ayten karakterini canlandırıyorum. Hukuk yine peşimi bırakmadı, orda da avukat rolündeyim.

FS: Oyunculuk serüvenin nasıl başladı, nasıl karar verdin oyuncu olmaya? Ailende seninle aynı mesleği yapan kimse var mı?

DA: Ailemde oyunculuk yapan kimse yok. Ben bu sektöre girene kadar yakın çevremde bile yoktu. Çocukluğumdan beri hem İstanbul’da yaşamanın bir avantajı olarak hem de ailem sayesinde sinema, tiyatro gibi aktivitelerle iç içeydim. Benim için tiyatro hep öncelikliydi seyirci olarak bile yani tiyatro izlemeyi hep daha çok seven biri oldum. O canlılık, birebirlik hep beni etkilemiştir. Tabi ki sinemayı da çok severim ama sahne başkadır diye düşünüyorum. Benim aktif tiyatro hayatım üniversitedeyken başladı, önce üniversitemizin tiyatro kulübünde çalışmalara katıldım, daha sonra 2 sene tiyatro kursuna gittim halk eğitim merkezinde. Çeşitli özel tiyatrolarda da oynadım. Tiyatro kursunda tanıştığım bir arkadaşım ajansa yazılmamı önerdi ben de zaten hevesliydim ve gidip ajansa kaydoldum. Kısa süre içinde de arka arkaya reklam teklifleri aldım. Hatta bir dönem derslerimi ikinci plana atıp final zamanı sınava girmek yerine setlerde olup çalışmayı tercih ettim. Haliyle okulu 1 sene uzatarak bitirdim.  Ama hiç pişman değilim. Yine okul devam ederken dizi film teklifleri de gelmeye başladı, bazılarını reddettim bazılarını kabul ettim fakat okulla beraber yürütmem zor oldu ve bir süre televizyon işleri almamaya başladım, okulumu bitirip stajımı da yaptıktan sonra avukatlık mesleğinin bana göre olmadığına kesin kanaat getirdim ve sahnelere geri döndüm.

FS: Mesleğini biraz anlatabilir misin? Zorlukları, keyifli yanları ve birçok kimsenin bilmediği yönleriyle nasıl bir meslek oyunculuk?

DA: Oyunculuğu bence tanımlamak kolay değil çünkü sürekli yeni şeyler keşfettiriyor insana. Kalıba ve kurallara sokamıyorum. Hem mental hem ruhani bir yanı var. Bazı insanlara kolay görünür, özellikle dizi oyunculuğu için aman canım ne var bunda diyenler de duydum, nasıl rol yapıyorsunuz ben hayatta yapamam diyen de. Bir karaktere hazırlanırken ön çalışma ve araştırma süreci sanırım en zorlu kısmıdır. Bol bol gözlem, araştırma ve pratik yapmak gerekir. Bu sürecin sonunda ortaya çıkan karakteri canlandırmak da keyifli kısmıdır tabi bir de izlenmek ve seyirciden olumlu tepki almak. Bence izlenmek duygusu çok tetikleyici bir duygu. Siz kendinizin dışında bambaşka biri olup o kişiymiş gibi yaparken insanlar da sizi izliyor. Bu hem heyecan verici hem tedirgin edici garip bir durum yaratıyor ama işte bence işi çekici kılan da bu. Seyirci ve alkışlar…

FS: Çalışma saatlerin vs. nasıl? Çekim olduğunda bir günün nasıl geçiyor?

DA: Set ortamlarını bilenler çalışma koşullarının pek kolay olmadığını bilirler. Benim çekimim olduğunda genelde sabah erken saatlerde sete gidiyorum, o günün çekim programına göre bazen akşamüzeri bazen de gece yarısı işim bitiyor. İşe aşina olmayanlar çalışma saatlerimize pek anlam veremiyorlar mesela ben kaç kere sabah ezanıyla eve girdiğimi bilirim. Özellikle eşimin de aynı sektörde olması beni anlamasını kolaylaştırıyor ve bu konuda sorun yaşamıyoruz. Çekime gittiğimde öncelikle saç ve makyaja alınıyorum. Şimdi dönem dizisi çektiğimiz için hazırlık kısmı uzun sürüyor yaklaşık 2 saat kadar. Saçlarım yapılıp makyajım da bitince kostüm odasına gidiyorum ve giyinip hazır olduğumda set de hazırsa gidiyorum ve çekiyoruz. Bazen sette saatlerce beklediğim de oluyor tabi. Mesela çekim programında benim o gün 2 sahnem varsa biri çekildikten sonra arada benim olmadığım bir sahne çekilecekse 3-4 saati bulan uzun beklemelerim oluyor. Ama bunu genelde her oyuncu yaşar ve bilir, bu yüzden sete hep yanımda kitap ya da oyalanacak başka bir şeyle giderim. İşim bitip eve geldiğimde de o yorgunluğun üstüne makyaj temizleyip saçlarımı yıkamak çok zor olsa da mecburen yapıyorum. Çünkü sonuçta kendime iyi bakmak zorundayım özellikle cildime, sermayem bir anlamda.

FS: Bir oyuncu rolüne nasıl hazırlanır? Canlandıracağın bir karakter için ön hazırlık yapıyor musun? O süreci biraz anlatabilir misin bize?

DA: Seyircinin gördüğü, oyuncunun oynarkenki kısmı aslında işin yalnızca bir parçası. Oynama esnasındaki kadar emek ve çaba isteyen bir kısım da karakter yaratma sürecidir. Bir karakter yaratırken öncelikle karakter analizi yapılır, mesela benim canlandırdığım Ayten karakteri üzerinden anlatırsam, Ayten heyecanlı, biraz saf, sıcak kanlı ama yeri geldiğinde mesafeli, dünyaya toz pembe bakan bir kız. Bu analizi yaptıktan sonra, olayların ve durumların Ayten üzerindeki etkisini düşünürüm. Yani bu olay karşısında Ayten nasıl tepki verir gibi çıkarsamalar yapıp karakteri iyice oturtmaya çalışırım. Tabi televizyona yapılan işlerde şöyle bir gerçek var dış görünüş tiyatro sahnesine nazaran daha etkin durumda. Yani şunu demek istiyorum, bir dizi yapımcısı oyuncu seçmeleri yaparken öncelikle dış görünüşü değerlendiriyor, ama bu sakın yanlış anlaşılmasın güzellik veya çirkinlik anlamında değil role uygunluk anlamında. Mesela benim yumuşak bir görünümüm olduğundan genelde sevimli kız karakterleri için değerlendiriliyorum. Ekranda bu gerçekten önemli ama tiyatro sahnesinde erkek kılığına girip bir kabadayıyı canlandırdığım bile olmuştu, gerçekten. Televizyon oyunculuğunda ister istemez bir sınır çiziliyor karakter yaratırken ve oynarken. Ön hazırlık sürecinde yaptığım en önemli eylem gözlem. Benim zaten içimden gelen bir merak vardır insanlara karşı, mesela bir yerde otururken etraftaki insanları seyrederim ama tabi mesleğimden ötürü benimki boş bir izleme olmuyor, örneğin bir anneyi izlerken çocuğuna yaklaşımını değerlendiririm, sonra çocuğa bakarım annesinin hangi tavrına nasıl tepki verdiğine bakarım, sonra baba ilişkiye ne kadar dahil oldu ya da pasif mi kaldı diye değerlendirmeler yaparım. Bazen kendi kendime içimden insanlara hikayeler yazarım. Ne bileyim mesela kuaförde saçını yaptıran kadını izlerken kadının hayatını, evini gözümde kendimce canlandırırım. Böyle küçük oyunlarla kendimce pratik yapmış oluyorum böylece, yani benim mesai saatim diye bir şey yok, günün her anında herhangi bir yerde farkında bile olmadan çalışmış oluyorum. Hafızamda kalanlar lazım oldukça ortaya çıkıp karakter yaratma sürecimde etkili oluyorlar.

FS: Bu soru eminiz ki oldukça sık karşılaştığın bir sorudur ama yine de sormak istiyoruz canlandırdığın Ayten karakteriyle aranda hiç benzerlik var mı?  Üyelerimizin senin için “Aynı dizideki gibi, sempatik, naif, sevimli” şeklinde yorumlar yaptıklarına şahit olduk. Sen neler söylemek istersin?

DA: Öncelikle bu yorumu yapan üyelere sevgilerimi gönderiyorum. Az önce televizyon oyunculuğunda dış görünüşle ilgili anlattıklarım doğrultusunda Ayten’le aramda benzerlikler olduğunu söyleyebilirim. Ben insanın içinin dışına yansıdığına kesinlikle inanırım, iyilik de kötülük de göze yüze yansır kesinlikle. Şimdi kendimi övmek gibi olmasın ama genelde insanlar benim için sevimli, sempatik gibi yorumlar yaparlar, bu benim içimden gelen güzel enerjinin yansıması diye düşünüyorum. Ayten de böyle bir kız, sempatik, iyi kalpli, yardımsever, heyecanlı, biraz dedikoducu. Bu özellikler bende de var bir miktar. Ama Ayten’in dünya görüşünde biraz boş vermişlik var mesela siyaset konularına uzaktır. 68 kuşağı insanı olmasına rağmen sağ-sol olaylarını anlamaz ve pek de umursamaz. Onun için giyinip süslenmek belki daha önemlidir. Bu noktada Ayten’e benzemiyorum. Maalesef memleket meselelerine sırt çevirip keyfime bakan bir yapım yok, dertlendiğim oluyor.  Neyse bu konulara girersem çıkamam, sorunun cevabını burada bitireyim.

FS: Bildiğimiz kadarıyla geçmişte dansla da ilgilendin, bize biraz anlatır mısın? Dansın oyunculuğuna nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsun?

DA: Evet üniversitedeyken 1 sene kadar modern dans dersi aldım özel bir kursta. Dans bana çok şey kattı, yalnızca oyunculukla kısıtlayamam her anlamda bana farkındalık kazandırdı. Bedenimi tanımayı ve kontrol etmeyi öğrendim. Bedenimi doğru kullanmayı öğrendim. Mesela sabah yataktan kalkarken bile kontrollü kalkıyorum. Beden kontrolü her harekette olumlu sonuçlar doğuruyor, çoğu insanın farkında olmadan, hiç düşünmeden yaptığı hareketleri ben düşünerek yapmaya başladım ve her şeyin kolaylaştığını gördüm mesela yere düşen bir şeyi almak için eğilirken ben kaslarımı çalıştırmayı düşünerek eğilip belime yüklenmiyorum, bunun gibi günlük hayatımı olumlu etkileyen çok örnek var. Aynı şekilde oyunculuk konusunda da tabi ki etkisi oldu dansın. Bedenimi kontrol edebilmek, vücudumun dengesini öğrenmek fiziksel anlamda kendimi iyi hissetmemi, rahatlamamı sağlıyor. Bedenimi iyi hissedersem ruhen de iyi hissediyorum ve bu oyunuma da yansıyor.

FS: Pilatesle ilgili ve yaptığın başka egzersiz türleri ya da ilgilendiğin sporlar varsa onlarla ilgili neler söylemek istersin?

DA: Focus Studio’da pilatese başlamadan önce yaklaşık 2 sene fitness yapmıştım ama sonrasında 8 ay kadar hiçbir şey yapmadım ve kendimi çok kötü hissediyordum. Pilatesle beraber eski hareketli günlerime geri döndüm, az önce dansla ilgili söylediklerim kesinlikle pilates için de geçerli. Pilates de vücudunu düşünmeye teşvik ediyor insanı. Fitnessa oranla pilates ile kaslarda daha kalıcı bir kuvvetlenme oluyor bence. Yani benim hissettiğim bu. Ama her zaman sizin de derslerde söylediğiniz gibi hareketi doğru ve kaliteli yapınca işe yarıyor. Siz de hem anlatıp hem gösterip hem de bizi kontrol ederek hakkını verdiriyorsunuz.

FS: Beslenme ile ilgili uyguladığın herhangi bir program var mı? Yediklerine dikkat eder misin?

DA: Açıkçası bazen dikkat ediyorum bazen boş veriyorum. Beslenme programım da yok ama ben metabolizmamı tanıyorum, daha doğrusu düzgün çalışan bir metabolizmam var ve ben de elimden geldiğince dengeli besleniyorum. Kahvaltımı hiç aksatmam, sabahları aç uyanıyorum ve yaptığım ilk iş kahvaltı hazırlamaktır. Kahvaltımı yapıp çayımı içmeden evden çıkmam. Mecburen çıktığım zamanlarda da bütün günüm sersem geçer. Kahvaltım sınırsızdır, peynir, zeytin, sebze, yumurta, et ürünleri vs. hepsinden yerim. Özellikle yeşillik de yerim kahvaltıda. Aslında hemen her öğün yemeye çalışırım çünkü çok severim. Kahvaltı sonrası öğlen ve akşam öğünlerimde de mümkün olduğunca ev yemekleri yapıp yemeye çalışırım. Fast food zaten sevmem çok nadir yerim. Ara öğün denilen zamanlarda ben pek sağlıklı yemiyorum. Öğünler arası acıktığım zamanlarda meyve yerine koca bir kase dondurma veya çayla bisküvi gibi yaramazlıklar yapıyorum. Kendimi yemek konusunda kısıtlarsam mutsuz oluyorum. O yüzden abartmamak koşuluyla her şeyden istediğim zaman yiyorum.

FS: Önümüzdeki dönemde yeni projelerin var mı? 

DA: Şu an Öyle Bir Geçer Zaman Ki’nin seneye nasıl devam edeceğine dair net bir bilgim yok. Dizi devam edecek ama zaman aşımı kaç yıl olacak,karakterlerden kim gidecek kim kalacak hiçbir şey netleşmiş değil o yüzden önümüzdeki sezona dair kesinleşen bir işim yok ama bu işte seneye de devam etmek isterim. Sezon sonuna doğru netlik kazanır ve ben de bu yaz yeni iş görüşmeleri yapabilirim. Ama şu an yalnızca bu proje var.

FS: Focus Studio üyelerine ve bloğumuzu takip edenlere son olarak ne söylemek istersin?

DA: Sevgiler ve bol “hundred”lı günler.

Dila AkbaşDila Akbaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir