Yüksek İrtifa Dağcısı Volkan Çakır’la Röportaj

Focus Studio’nun Tatlı Üyesi Evlendi
17 Temmuz 2012
Mesut Hoca Askere Gidiyor
08 Ağustos 2012
Hepsini göster

Yüksek İrtifa Dağcısı Volkan Çakır’la Röportaj

Volkan ÇakırMerhabalar,

Bu hafta çok sevdiğim arkadaşım ve aynı zamanda Focus Studio‘nun “Tırmanıcı Pilates Grubu”  üyesi Volkan Çakır‘la gerçekleştirdiğim röportajı yayımlamak istiyorum. Kendisine, dağcılığa ve pilatese dair ne varsa enine boyuna konuştuğumuz bu röportajın benim için önemi çok büyük. Çünkü Volkan, sizler bu röportajı okuduğunuz şu anlarda, partneri Anıl Şarkoğlu‘yla birlikte Kırgızistan‘da 7010 metrelik Khan Tengri Dağı’na tırmanıyor olacak. Kendisini geçen hafta doğumgününde keyifli bir parti ile uğurladık. Umarım  Türkiye’ye döndüğünde onunla  bu zorlu tırmanışını anlattığı bir Khan Tengri röportajı yapma fırsatı yakalarız  tekrardan. Herşeyden önce sağ salim döndüğü, bol şans ve başarı dolu bir tırmanış diliyorum ona bu denemesinin sonunda.

İşte Volkan’la  Khan Tengri yolculuğu öncesi  gerçekleştirdiğimiz röportajımız;

 

Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

1972 İstanbul doğumluyum. Babamın işi dolayısıyla üniversiteye kadar çeşitli kentlerde ve okullarda okuduktan sonra üniversite için tekrar İstanbul’a döndüm. 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni bitirdim. Bir süre çeşitli kliniklerde çalıştıktan sonra 13 senedir Erenköy’de çeşitli branşlardan doktor arkadaşlarla ortak çalıştığımız bir muayenehanem var.

Dağcılık nasıl bir spor ve sen ilk nasıl tanıştın bu sporla biraz anlatabilir misin?

Dağcılık bir spor mudur? Bunun üzerine biraz düşünmek lazım. Çünkü diğer spor dalları gibi herhangi bir rekabet içermez ( daha doğrusu tek rakibiniz kendinizsinizdir ). Hiç seyircisi yoktur. Çok ciddi bir tırmanış yapsanız da çok az kişi bunu takip eder. Profesyonel olsanız bile ciddi maddi kazanç sağlamak pek mümkün olmaz ( yurtdışındaki birkaç isim dışında ).

Profesyonelseniz ancak tırmanışlarınızı finanse edecek kadar kazançlar söz konusu olur. Ciddi bir antrenman yapmak ve diyetinize dikkat etmeniz gerekir. Tüm tatillerinizi dağda geçirirsiniz. Kendi adıma en son ne zaman denize girdim hatırlamıyorum. Tüm çevreniz tırmanışçılardan oluşur. Devamlı ya eski tırmanışlardan konuşur ya da ilerideki projeleri tartışırsınız. Neticede bence dağcılık profesyonel olarak yapmasanız bile zamanla spordan öte bir yaşam biçimi haline geliyor.

Birçok kişi gibi benimde doğa sporlarıyla tanışmam üniversitede oldu. İstanbul Üniversitesi doğa kulübünde kampçılık ve trekking yaptım. Gerçek anlamda dağcılıkla tanışmam 2002 yılında bir yürüyüşte İTÜDAK ( İstanbul Teknik Üniversitesi Dağcılık Kulübü ) üyesi bir gruba denk gelmemle başladı. O tarihten sonrada İTÜDAK’ta eğitimlerimi aldım ve halen Kulübün bünyesinde tırmanışlarımı sürdürüyorum.

Dağcılığı Diş hekimliği ile bir arada götürmenin çeşitli zorlukları olsa gerek. Yoğunluğunu nasıl ayarlıyorsun?

Aslında Diş hekimliği bu noktada zorluktan çok kolaylık sağlayan bir meslek. Özellikle benim gibi kendi işinizi yapıyorsanız. Bir de tabi siz uzun süreli tırmanışa gittiğinizde sizi idare edecek bir ortağınız varsa. Yine de çok yoğun olduğunuz dönemlerde sabah antrenman yapıp sonra yirmi hasta bakmak zor olabiliyor. Sonuçta ayarlamalar sizin elinizde olduğu için bu anlamda mesleğimden hiç şikâyetçi değilim.

Focus Dağcılarla PilatesTırmanıcılarla pilatesFocus Studio

 

 

 

 

Senin aynı zamanda dağcılık ile ilgili eğitimler de verdiğini biliyoruz. Hem bu eğitimler, hem de bu alanda bugüne kadar elde etmiş olduğun bireysel başarıların hakkında neler söylemek istersin?

Şu anda hem İTÜDAK hem de DAG ( doğa aktiviteleri grubu ) üyesiyim. Her iki kulüpte de eğitmenlik yapmaktayım. 2008 yılında sağlık bakanlığından ilkyardım eğitmenliği sertifikamı aldım. Dolayısıyla en fazla temel ilkyardım ve doğada ilkyardım eğitimlerini veriyorum. Üyesi olduğum bu iki kulüp dışında da gönüllülük esasıyla doğaya giden kulüp ve gruplara da ilkyardım eğitimleri vermekteyim. Onun dışında yüksek irtifa, buzul ve self rescue eğitimlerini de veriyorum.

Türkiye’de hemen hemen tüm dağlarda tırmanışlarda bulundum. Özellikle Türkiye’nin Alpleri sayılabilecek olan Aladağlar‘da tüm tırmanışçılar gibi çokça zaman geçirdim. Ancak Ağrı yaz ve özellikle Ağrı kış tırmanışlarını yaptıktan sonra yüksek irtifa dağcılığına olan eğilimim arttı. Bu da tabi ki daha çok yurtdışı tırmanışlarına yönelmeyi gerektirdi.

2007 yılında İran’da Demavent ( 5671m ) kış tırmanışını yaptık. 2008 yılında ise Avrupa kıtasının en yüksek noktası sayılan Rusya’da Elbruz ( 5642m ) tırmanışını yaptık. Bu tırmanıştan sonra 1 hafta kadar Bezengi bölgesine geçip yüksek olmayan ama teknik zorluğu olan tırmanışlar yaptık. 2009 yılında Fransa Alplerinde 2 hafta geçirdik. Hem Alplerin en yüksek zirvesi olan Mont Blanc’a ( 4792m ) tırmandık hem de teknik zorluğu olan daha alçak dağlarda tırmanışlarda bulunduk.

2010 yılında bir arkadaşımızın Kenya’ya yerleşmesi sayesinde Afrika kıtasında tırmanışlarda bulunma imkânımız doğdu. Öncelikle kıtanın ikinci en yüksek ve teknik zorluk içeren dağı Mt. Kenya ( point lenana 4985m ) tırmanışını yaptık. Ardından Tanzanya’ya geçip kıtanın en yüksek noktası ve dünyanın ise en yüksek yanardağı olan Kilimanjaro ( 5895m ) tırmanışını gerçekleştirdik. Son olarak geçen sene yani 2011 de Kırgızistan’da Pamir dağlarında Peak Lenin  (7134m ) zirvesinin tırmanışını yaptık.

Peki, yeni hedeflerinle ve projelerinle ilgili de biraz konuşalım istersen.

Önümüzde yine Kırgızistan’da yapacağımız Tanrı dağlarındaki Khan Tengri (7010m) tırmanışı var. 26 Temmuzda başlayacağımız bu tırmanışı 1 ay sonunda zirve ile bitirmeyi umuyoruz. Bu tırmanışa YDK’dan Anıl Şarkoğlu ile birlikte gidiyoruz. Teknik zorluk içeren bu zirve 6000 metrenin üzerinde 600m kadar emniyetli (yani ip ve emniyet noktaları kullanarak) tırmanış gerektiriyor. Rus derecelendirme sistemine göre 5b veriliyor. Buda oldukça zor bir tırmanış anlamına geliyor.

2013 planlarında ise bir himalaya tırmanışı var. Hedefimiz olan Cho oyu (8201m) dünyanın 6. Yüksek dağı. Ancak bu tırmanışı kendi bütçemizle yapmak mümkün değil o yüzden bir sponsor desteğine ihtiyacımız olacak. Kırgızistan dönüşü ciddi şekilde bir sponsor arayışına gireceğiz. Eğer sponsor bulamazsak planımız Tacikistan’da bulunan Korjenevskaya (7015m) ve Communism (7495m) zirvelerinin ardı ardına tırmanışını gerçekleştirmek.

Antrenman programını anlatabilir misin? Özellikle önemli bir tırmanış öncesinde dağ için nasıl hazırlanıyorsun? Günde kaç saat antrenman yapıyorsun?

Haftada 3 gün kardiyo antrenmanı yapıyorum. Bu da genelde trail koşu şeklinde oluyor. En favori parkurum Acıbadem’deki Valide bağ korusu. Hava şartları izin vermediği dönemlerde ise spor salonunda koşu bandı, bisiklet ve stepper gibi aletlerle 1,5 – 2 saat kadar çalışıyorum. Haftada 2 günde boulder dediğimiz indoor tırmanış duvarında 2 saat kadar tırmanış antrenmanı yapıyorum. Haftada 1 veya 2 gün off veriyorum. Son dönemde tırmanıcılar için özel Pilates derslerine de başladım. Haftada 2 günde bu derslere devam ediyorum. Buda haftada 2 gün çift antrenman anlamına geliyor. Yani yoğun bir antrenman programı ile hazırlanıyoruz.

Focus Tırmanışçılarla pilatesVolkan Çakır-Anıl ŞarkoğluAnıl Şarkoğlu-Volkan Çakır

 

 

 

 

 

Sence bu sporla uğraşan birinin ne gibi özelliklere sahip olması gerekir? Bu sporun zorlukları ve risklerinden de biraz bahsedebilir miyiz?

Süpermen olmalı…. Böyle lanse edilse de böyle bir şey yok aslında. Medya tarafından full adrenalin gibi gösterilse de dağdaki zamanınızın çoğu ağır yükleri bir noktadan bir noktaya taşımakla geçer. Geri kalan az bir kısmında heyecanlı şeyler yapıyor olabilirsiniz. Neticede tırmanışa doğal bir yeteneğiniz veya yüksek irtifaya metabolizmanız kolay alışıyor olabilir. Tüm bunlar ve benzeri şeyler sizin için avantaj olsa da bunlar olmadan bu iş yapılmaz diye bir şey yok. Asıl olan kendinizi disipline etmek, kendiniz için doğru hedefleri belirleyip bunun için bıkıp usanmada çabalamaktır.

Kimse birden bire teknik zorluğu yüksek olan veya irtifası yüksek olan dağlara tırmanmaya başlamıyor. Bu özverili bir çalışma ve kazanılan tecrübeler sonunda gerçekleşiyor. Bazı kişiler için bu zaman daha kısa bazıları için daha uzun olabilir. Sonuçta özel biri olmanız gerekmez, disiplinli ve hedefleri olan sabırlı biri olmanız yeterli. Daha öncede söylediğim gibi bu da dağcılığı bir spordan daha çok bir yaşam biçimi haline getiriyor.

Mutlak güvenlik diye bir şey yoktur. Bunu için hiçbir şey yapmamanız gerekir. Yalnızca karayolu kullanan biriyseniz bile doğa sporları yapan bir kişiden daha fazla risk altındasınız demektir. Yine medya tarafından çok tehlikeli gösterilse de tırmanış tehlikeli değildir. Uğur Uluocak’ın bir sözünü hatırlamak gerekirse, dağcılık riskli bir spor değildir. Riskli yapılabilecek bir spordur. Yine kendisinin dediği gibi dağda öngörülmeyecek risk yoktur.

Tırmanış çılgınca adrenalin peşinde koşulan, devamlı hayati tehlikenin olduğu bir arena değildir. Aksine çok katı kuralları olan disipline edilmiş bir spordur. Dağda olmaktan kaynaklanan riskler tabii ki mevcuttur ama önemli olan bu risklerin farkına varmak ve bunları optimize etmektir. Dağcılık bir nevi risk yönetimidir. Ancak bu risk yönetimi tecrübeyle pekişir. Bu yüzden her zaman en ufak bir şüpheniz olsa dahi en iyi seçenek geri dönmektir. Zirve her zaman orada olacaktır. Başka zaman tekrar deneyebilirsiniz ancak başınıza bir şey gelirse bir daha deneme şansınız olmayabilir. Geçen sene Lenin tırmanışında Rusların ünlü dağcılarından Nikolai Tatmiyani ile denk geldik. Kendisiyle bir röportaj yapıldı. En son söylemek istediğiniz nedir diye sorulduğunda. Aynen aktarıyorum.

“Bizler dağlarda yaşamak için yaratılmadık. Şehirlerde veya kasabalarda sevdiklerimizle beraber yaşıyoruz. Dağlara kendimize özgü sebeplerle gelip onun mutlak yalnızlığını bozuyoruz. Dağlar bazen bunun için bizi hoş görüyor, bazen görmüyor. Hoş görmediği zamanlarda saygı göstermeyi bilmeliyiz. En başarılı tırmanış zirveye ulaştığımız değil, sağlam bir şekilde geri dönüp sevdiklerimize kavuşabildiğimiz tırmanıştır”

AladağlarVolkan Çakır Focus StudioDağcı Volkan Çakır

 

 

 

 

Tırmanış sırasında neler hissediyorsun? Dağlarda olmak nasıl bir duygu bunu merak edenler için neler söylemek istersin?

Bu tabii ki çok sübjektif bir konu. Tırmanışta kişilere neler hissettiğini sorsanız hepsinden ayrı bir cevap almanız mümkün bence. Adrenalin, kişisel tatmin, ait olduğu yerde olmak, gibi bu şekilde uzar gider. Benim içinse toparlamak gerekirse. Dağda olmak aslında hayat için basit kavramlar getirir. Yani yapmanız gereken uygun bir rotada gitmek, zamanında hedefe ulaşmak, korumalı bir yer bulmak (yani kampı kurmak), su ve yemek hazırlamak gibi şeylerdir. Teknik bir tırmanışta iseniz yine doğru rotada olmak, zamanlamaya uymak, güvenli emniyet noktaları kurmak ve neticede başınıza bir şey gelmeden tırmanışı bitirmek. Bunlar günümüz şehir hayatıyla karşılaştırdığımızda basit kavramlardır. Yani ödemeniz gereken faturalar, yetişmeniz gereken bir uçuş, gezdirmeniz gereken bir köpek, mesai saati bitimine yetişecek proje, unuttuğunuz evlilik yıldönümünüz için hızlıca almanız gereken hediye, facebookta yazmanız gereken yorumlar ve yüklemeniz gereken fotoğraflar yoktur.

Bunun gibi birçok şeyi isteyerek yaptığımıza inansak dahi aslında çoğu bize modern yaşamın dayatmalarıdır. Dağda olmak bana tüm bunlardan kaçmak ve yalnızca hayatta kalmak için gereken kadarını yapmak fırsatı veriyor. Bu da modern yaşamda koşuşturma içinde kaçırdığımız anı yakalamak anlamına geliyor. Yani bir kayanın üzerine oturup altınızda kalan coğrafyayı seyrederken ne kadar ufak ve önemsiz olduğunuzu ama aynı zamanda var olmanın ne kadar harikulade olduğunun farkına varıyorsunuz. Bir anda var olmak dışında bir şey yok aslında.

Bir süredir birlikte Pilates yapıyoruz. Bu tarz takviye egzersiz programları için ne düşünüyorsun. Pilates, yoga ve benzeri egzersiz türlerinin sana ve yaptığın spora etkilerini paylaşmak ister misin?

Yoga ile hiç uğraşmadım ancak son zamanda yaptığım pilatesin olumlu etkilerini özellikle kaya tırmanışında görmekteyim. Hem esnekliğim arttı hem de core bölgem güçlendiği için daha iyi tırmanmaktayım. Ayrıca pilates ve yoga gibi disiplinler tırmanış ve koşu gibi kasları kısaltan sporlarla beraber yapıldığında kasların esnekliğini arttırarak sakatlanmaları büyük ölçüde önlemekte. Yıllardır sakatlanmamak için antrenman sonrası esneme hareketleri yapmama rağmen pilatese başladığımdan beri fark ettim ki bu tarz bir disiplin çok daha etkili. En yakın zamanda stüdyondaki yoga derslerini de denemek istiyorum.

Yüksek irtifa ile ilgilenenlere ve başlamayı düşünenlere tavsiyelerin var mı? Hangi yolu izlemeliler ve nelere dikkat etmeliler?

Ben bir dağcılık kulübünde eğitim almanın yararına inananlardanım. Dağcılığı tecrübeli biriyle dağlara gidip gelerekte öğrenebilirsiniz. Ama programı belli eğitmenleri yeterli bir kulüpten eğitim almak hem daha güvenli hem de daha hızlı olur. Daha sonra 1-2 yıl kadar özellikle Aladağlarda tırmanışlar yaparak tecrübe kazanmak lazım. Türkiye’de 5000 metrenin üzerine çıkabileceğiniz tek dağ olan Ağrı tırmanışı sıradaki adım gibi aslında. Burada yüksek irtifanın ne olduğunu anlamak bir nebze mümkün. Burada rahat mısınız? Keyif alıyor musunuz? Soruları cevap bulmaya başlar. Ondan sonra Türkiye’de 5000 metre üstü tek bir dağ olduğu için otomatikman yurtdışı tırmanışlarına yönelmeniz gerekiyor. Gerçek şu ki yüksek irtifa dağcılığı demek zaman ve ciddi maddi kaynak bulmak anlamına gelir.

 

YASAL UYARI: Bu sitede kullanılan yazılı ve görsel materyallerin izinsiz kullanılması ve kopyalanması yasaktır.
İzinsiz kullanımı halinde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına istinaden suç duyurusunda bulunulacaktır.

Ayrıca, yukarıda yayımlanan röportajda bahsedilen aktivitelerin oldukça ciddi yaralanma ve hatta ölüm riski taşıması sebebiyle, focusstudiotr.com site sahipleri yayınlanan bilgilerin kullanımından kaynakli herhangi bir problem ile ilgili sorumluluğu kabul etmemektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir